Biyografi

1964 yılında İzmir Türk Koleji’nden, 1969 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden mezun olan Ömer Tömek, Ziraat Fakültesi’nin Zootekni Bölümü’nde 14 yıl akademik ve pek çoğu Tübitak destekli araştırma çalışmaları gerçekleştirmiştir. Türkiye hayvancılık sektöründeki idealist hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla başarı ile sürdürdüğü akademik görevinden ayrılarak Türkiye’nin ilk ve en büyük modern sağmal hayvancılık işletmesinin kuruluşuna imza atmıştır. Kısa sürede başarılı uygulamaları ile adından söz ettiren ve bu sebeple hem Türkiye’den hem de dünyadan pek çok uzmanın ziyaret ettiği kurumu 4 yıl A’dan Z’ye yönetmiştir. 4 yılın sonunda Türk hayvancılığının gelişmesinde en çok ihtiyaç duyulan bilgi ve teknolojinin hızla sektöre aktarılması amacıyla 1989 yılında bugün halen başarı ile faaliyetlerini sürdüren TETA Teknik Tarım’ı kurmuştur.

Ömer Tömek, Türk çiftçisini daima yüceltmiş, Türk üreticisini yabancı üreticilerle karşılaştırılarak yermeye cüret edenlere her ortamda karşı çıkmış ve savunmuştur. Türk çiftçisinin tek eksiğinin uygulanabilir bilgiye erişme zorluğu olduğunu görmüş ve bu açığı kapatmak için çalışmıştır. Duru Türkçesiyle, her koşulda uygulanabilir, çiftçimizin kayıplarını önleyici bilgilerini ve tecrübelerini, gerçek üretim olarak gördüğü tarımın neferi çiftçilerimize köy toplantılarında, sempozyumlarda, davetlerde, onlarca televizyon programında ve kısa ama öz bilgi notlarında aktarmak için hep uğraşmıştır.

Gerçek bir Türk aydını olan Ömer Tömek mesleki okumalarının dışında da okumaya doyamazdı; binlerce kitabın bazılarını özellikle Kemal Tahir, Isaac Asimov, Wilbur Smith eserlerini yeni kitap stoku bittiyse tekrar okumaktan sıkılmazdı. Tex, Zagor, Redkit, Kızılmaske, Çelik bilek… çizgi romanlara bayılırdı.

 

Türkiye’nin tarım ve eğitim politikalarının sonuçlarının ne olacağı hakkındaki ön görüleri şaşmaz biçimde gerçekleşti. Ülke sorunlarına yönelik hep akılcı çözüm önerileri ortaya koydu.

 

Akıldışılığın, torpilin, gösterişin, aşırılığın ve aynı zamanda ilkesizliğin her türlüsüne tahammülsüz, yeni fikirlerin ve emeğin destekçisiydi. Bilgisiyle, insanlara ve doğaya olan saygısıyla, sevgisiyle, paylaşımcılığıyla, her konudaki doyulmaz sohbetiyle ve en meşhur aktörleri kıskandıracak duruşuyla tanışan herkes onu severdi.

 

Eşine son dakikaya kadar âşık, ailesine ve dostlarına sınırsız sevgi sunan, çalışanlarını daima kollayan, kişilik analizinde şaşmaz tespitleri olan, analizden geçen yeni tanıştıklarına çekinmeden güven kredisi veren bilgeydi. Türk olmaktan onur duyardı; Atatürk’ün Türk gencinde olmasını istediği her vasfı taşırdı.

 

Etkili ses tonu ve net ifadeleri ile uzun sohbetlerde bile dikkati hep yüksek tutabilir, aralarda kullandığı komik, samimi ve zaman zaman argo ifadelerle her karakter ve eğitim seviyesinden insanla güçlü iletişim kurabilirdi.

 

İzmir’in meşhur semti Karantina’da, saygın bir mahalle kültürüyle büyümüş ve semtin önde gelen “delikanlılarından” biri olarak tanınmıştı. Dedesinin ve babasının tarımsal üretim yaptığı Menemen’de bağ evinde yazlarını geçirmiş, 9 yaşından itibaren av tüfeği ile tanışmış ve yılmaz, sabırlı bir avcılık kültürü ile yetişmişti. 30’lu yaşların ortalarına dek İzmir ve ülkenin başka yerlerindeki dağlarda dere tepe gezerek yaptığı avcılığı daha sonra temelli bıraktı ancak çocukluk ve av hikayeleri yıllar boyunca çocuklarının hep tekrar tekrar dinlemeyi istediği güzel hikayeler olarak anlatıldılar.

 

“Baba, çocukluğunu anlatsana”

Harika hikâye anlatıcılığıyla hem gerçek hikayeler anlatır hem de dürüstlük, şefkat, koruyuculuk, doğru olanı yapmak ile ilgili dersleri verirdi. Teatral şekilde, anlattığı insanları hem ses hem tavır olarak betimler, kişiliklerini yansıtabilirdi.

 

Menemen hikayeleri hayatında özel bir yer tutuyordu. Bağ evindeki kulede yıldızlar altında geçen geceler, babasının takip ettiği tarımsal üretim, sultaniye üzümleri, üzüm kurutmalar, meyve ağaçları, sadık kangal köpekleri Sarı Köpek, usta sapan atıcılığı, sapanla avladığı kuşları ağaçtan çalan kedi ve başına gelenler, atları, yürüyerek gidilen ova gezileri, Dumanlı Dağ…

 

Oyuncu kişiliği ile hayatı boyunca eğlenceli biri oldu. Çok iyi kağıt oynar, matematik kafası ile çok iyi kağıt sayar, zamanın usta briç ve bilardo oyuncusu, özellikle ohel, briç, kasdet oyunlarını çok severdi.

 

Matematikteki özel yeteneği zamanının meşhuru matematik öğretmeni tarafından görülmüş ve ona okul numarasını kastederek “asal sayı” lakabını takmasına sebep olmuştu. Çok kez sınıf başkanlığı yaptığı lise yıllarında hiçbir zaman arkadaşlarını tahtaya yazarak şikâyet etmeyip, disiplini kendisi bizzat oluşturmuştu. J Yine de arkadaşlarınca tekrar tekrar seçilmeye de devam etmişti.

 

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinde kurduğu arkadaşlıklar da benzersizdi. İlk yıldan sözlendiği sevgili eşi Sumru ile yakın dostları olan diğer sınıf arkadaşlarından hiç kopmadılar.

Ve geriye kalanlar: Saygı, hayranlık, sevgi, şükran.. “Öğretmenler hiç ölmez” sözü tam da onun için söylenmiş.

Back To Top
Theme Mode